Bursa’nın önemli doğal varlıklarından İznik Gölü, son yıllarda gözle görülür şekilde çekildi. Peki, İznik Gölü kurtulabilir mi? Uludağ Üniversitesi (BUÜ) Mühendislik Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Efsun Dindar, Bursada Bugün’e yaptığı açıklamada İznik Gölü’ndeki çekilmenin tek bir nedeninin olmadığını belirterek önemli değerlendirmelerde bulundu.

“GEÇMİŞTE VE MEVCUTTA YAPILAN SU ÇEKİMLERİNİN GÖL SEVİYESİ ÜZERİNDE ETKİLERİ VAR”
Dindar, “Çok etkenli bir su bütçesi bozulması söz konusu. İznik Gölü’ndeki çekilme; iklim kaynaklı kuraklık, artan buharlaşma, besleyen akımların zayıflaması ve insan kaynaklı su kullanım baskısının birleşik sonucudur.Gölde son yıllarda hem sıcaklık artışı, hem yağışta azalma, hem de su seviyesinde düşüş birlikte görülüyor. 2025 tarihli hidrolojik kuraklık çalışması, 2015-2024 arasında göl su seviyesinde yılda yaklaşık 22,9 cmdüşüş eğilimi, sıcaklıkta yılda 0,049 °C artış, yağışta ise yılda 0,80 mm azalma saptıyor; ayrıca göl yüzey alanında da 2015’e göre 2,7 km² küçülme bildiriyor.(Erkoç ve diğ., 2025) İznik Gölü’nü besleyen derelerin debilerindeki düşüşlerin, gölden geçmişte ve mevcutta yapılan su çekimlerinin ve sulama/endüstriyel kullanımın göl seviyesi üzerinde etkili olduğunu gösteriyor” ifadelerini kullandı.
YAĞIŞLARA RAĞMEN GÖL NEDEN SU TUTMUYOR?
Yağışlara rağmen gölün su tutmadığı konusunda açıklamalarda bulunan Dindar, “Bu soru çok önemli; çünkü kamuoyunda sık görülen yanlış algı “yağmur yağdıysa göl hemen toparlar” düşüncesidir. Oysa göller mevsimlik değil, çok yıllık su bütçesiyle davranır. Tek sezonluk veya birkaç güçlü yağış olayı, yıllara yayılan su açığını kapatmaya yetmeyebilir. İznik Gölü gibi sistemlerde önemli olan sadece yağışın miktarı değil; ne kadarının havzaya düştüğü, ne kadarının yüzey akışına dönüştüğü, ne kadarının toprağa sızdığı, ne kadarının buharlaşma ile geri kaybedildiği ve aynı anda gölden ne kadar su çekildiğidir. Bir başka kritik nokta da gölün beslenmesidir. Gölü besleyen derelerin debisi düşerse ve yeraltı suyu-göl etkileşimi zayıflarsa, kıyıya düşen yağışın bir kısmı tek başına gölü yükseltmeye yetmez. Dolayısıyla sorun yalnızca “yağmur yağmaması” değil; havzanın göle su taşıma kapasitesinin zayıflamasıdır” şeklinde konuştu.
“GÜÇLÜ BİR HAVZA YÖNETİMİYLE KURTULABİLMESİ MÜMKÜN”
İznik Gölü’nün kurtulabilme olasılığının umutsuz bir durum olmadığını söyleyen Dindar, “Kendiliğinden değil, güçlü havza yönetimiyle mümkündür. İznik için mikro ve makro ölçekte, risk verilerini içeren sürdürülebilir havza yönetim-planlama modelleri gerekmektedir. İlk olarak, havza ölçeğinde gerçek su bütçesiçıkarılmalıdır. Gölü besleyen tüm dereler, drenaj kanalları, yeraltı suyu bağlantıları, sulama çekimleri ve endüstriyel kullanımlar sayısal olarak izlenmeli. “Gelecek yağmura” güvenen değil, su giriş-çıkışını günlük/aylık yöneten bir sisteme geçilmelidir. İkinci olarak, tarımsal sulama baskısı azaltılmalıdır.Göl çevresinde en büyük baskılardan biri sulama. Açık kanal kayıpları, verimsiz sulama yöntemleri ve yüksek su tüketimli ürün desenleri gözden geçirilmeli; damla sulama, gece sulaması, su kotasına dayalı planlama ve ürün deseni optimizasyonu uygulanmalıdır” dedi.
“KAÇAK KULLANIMLAR DENETLENMELİ”
Yeraltı suyu çekimleri ve kaçak kullanımların denetlenmesinin önemini vurgulayan Dindar, “Üçüncü olarak, yeraltı suyu çekimleri ve kaçak kullanımlar mutlaka denetlenmelidir. Göller sadece yüzey suyu ile değil, yeraltı suyu sistemiyle birlikte yaşar. Havzada aşırı kuyu kullanımı varsa göl, görünenden daha fazla su kaybedebilir. Bu boyut genellikle geç fark edilir ama toparlanmayı çok geciktirir. Dördüncü olarak, göl kıyı zonu ve sulak alan tamponları korunmalı ve restore edilmelidir. Kıyıdaki sazlıklar, sığ alanlar ve doğal tampon bölgeler hem ekolojik direnç sağlar hem de sediment ve besin tuzu baskısını azaltır. Su seviyesi düşerken bu alanların kaybı gölü daha kırılgan hale getirir. Düşen seviye su kalitesi ve biyoçeşitlilik üzerinde olumsuz sonuçlar doğurabilmektedir” cümlelerini kullandı.
“ÇOK BİLEŞENLİ MÜDAHALELER İÇERMELİ”
Dindar, “Beşinci olarak, uydu + yer istasyonu tabanlı sürekli izleme zorunlu hale gelmelidir. Su seviyesi, yüzey alanı, sıcaklık, yağış, klorofil, bulanıklık ve çekim miktarları tek bir açık veri panelinde toplanmalıdır. Sonuç olarak, İznik Gölü’nde ise çekilme, geçici bir görüntü değil; uzun süreli hidrolojik stresin işaretidir. Mevcut bulgular, gölün su bütçesinde (giriş-çıkış dengesi) yapısal bir bozulma olduğunu göstermektedir. Bu bozulma; artan sıcaklıklara bağlı buharlaşma kayıplarındaki artış, yağış rejimindeki değişkenlik, yüzey ve yeraltı suyu beslenimindeki azalma ile birlikte tarımsal, endüstriyel ve kentsel su kullanımlarının oluşturduğu antropojenik baskıların birleşik etkisisonucunda ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda, gölün ekolojik ve hidrolojik olarak iyileştirilebilmesi, pasif bir şekilde iklim koşullarının iyileşmesini beklemekle değil; bilimsel temelli, veri odaklı ve bütüncül bir entegre havza yönetimi yaklaşımının uygulanmasıyla mümkündür. Bu yaklaşım; su tahsisinin yeniden düzenlenmesi, havza içi su kullanımının optimize edilmesi, yeraltı-yüzey suyu etkileşiminin korunması ve sürekli izleme sistemlerinin kurulması gibi çok bileşenli müdahaleleri içermelidir” dedi.
