Çocuklarda kaygının genellikle kelimeler yerine davranışlarla ortaya çıktığını belirten Rüveyda Dönmez; tekrar eden ‘Yapabilir miyim?’, ‘Anne sen de gel’, ‘Okula gitmek istemiyorum’ gibi cümleler kaygı göstergesi olabiliyor. Bunun yanı sıra alt ıslatma, tırnak yeme ve uykuya dalış problemleri de çoğu zaman kaygının davranışsal belirtileridir,” dedi.
Çocukların kaygılarını genelde oyunlarına yansıttığına dikkat çeken Dönmez, süreç boyunca bir nesneyi ya da kahramanı sürekli kurtarmaya çalışma, tehlikeli senaryolar üretme, tedirgin haller, sürekli soru sorma ve fazla temkinli davranışların gözlemlenebileceğini vurguladı. Ancak tek bir göstergeye dayanarak karar verilmemesi gerektiğini belirten Dönmez, çocuğun bu davranışları ne sıklıkla sergilediğinin ve genel halinin gözlemlenmesinin önemini aktardı.
Aşırı Koruyucu Ebeveyn Tavırları Kaygıyı Artırıyor
Ebeveynlerin tutumlarının kaygı üzerindeki etkisine değinen Oyun Terapisti Dönmez, “Aşırı korumacı tavırlar kaygıyı artırıyor. ‘Yapma düşersin’, ‘Sen onu yapamazsın’, ‘Dikkatli ol’ gibi sözler veya çocuğu kaygı veren durumdan sürekli kaçırmak kaygıyı sürdürüyor ve artırıyor,” uyarısında bulundu.
Oyun Terapisi Kaygıyla Başa Çıkmayı Öğretiyor
Oyun terapisinin çocuğa duygularını rahatça gösterebileceği güvenli bir alan sağladığını ifade eden Rüveyda Dönmez, terapi sürecini şu sözlerle özetledi: “Bu ortamda çocuk duygularını rahatça gösterdikten sonra, biz terapistlerin de desteğiyle bu duyguyu anlaması ve duygu geldiğinde onunla nasıl baş edebileceği öğretilmeye çalışılıyor. Bu nedenle oyun terapisi sadece kaygıyı ortadan kaldırmayı değil, çocukların kaygıyla başa çıkmasını sağlamayı hedefler.”
Her Kaygılı Çocuğun Terapiye İhtiyacı Var mı?
Her kaygı yaşayan çocuğun terapiye ihtiyacı olmadığını belirten Dönmez, durumun kaygının yoğunluğuna ve ortaya çıkma sıklığına bağlı olduğunu vurgulayarak, “Bazen sadece ebeveynlerle yapılan mini görüşmeler ve ev içindeki ufak müdahaleler de yeterli olabiliyor,” ifadelerini kullandı.


