Bir psikolojik danışman ve bir sosyolog olarak yaptığımız sohbetlerde sıkça aynı noktaya geliyoruz: İnsan yalnızca fiziksel olarak bir arada bulunarak “ait” hissedemez. Abraham Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde yer alan “ait olma” ihtiyacı, yalnızca bir gruba dâhil olmayı değil, anlamlı ve güvenli bağlar kurmayı ifade eder. Bugün ise ilişkilerimizin çoğu yüzeyde kalıyor; hızlı kuruluyor, hızlı tüketiliyor.
Zygmunt Bauman’ın “akışkan modernite” kavramı tam da bunu anlatır. İçinde yaşadığımız çağda ilişkiler, kalıcı olmaktan ziyade geçici ve kırılgan. Derinlikten yoksun. Çünkü bağ kurmak, aynı zamanda risk almak demek. Oysa riskten kaçındıkça, derinlikten de uzaklaşıyoruz.
Emile Durkheim’ın “anomi” kavramı ise bu yalnızlığın başka bir boyutuna işaret eder. Toplumsal normların zayıfladığı, insanların belirsizlik içinde yaşadığı bir dünyada, birey kendini kopuk hisseder. Bugün pek çok insan, tam da bu yüzden, kalabalıkların içinde bile görünmez olduğunu düşünüyor.
Georg Simmel’in modern hayat analizleri de bize şunu hatırlatır: Büyük şehirlerde ve yoğun sosyal ortamlarda çok fazla uyarana maruz kalan birey, kendini korumak için duygusal bir mesafe geliştirir. Bu mesafe, bir yandan hayatta kalmayı kolaylaştırırken, diğer yandan insanları birbirinden uzaklaştırır. Yani kalabalık arttıkça, temas azalabilir.
Belki de asıl mesele, ne kadar çok insanla temas ettiğimiz değil; kaç kişiyle gerçekten bağ kurabildiğimizdir. Yalnızlık anlaşılamamaktır.
Kalabalıklar içinde yalnız hissettiğimiz bu dönemde, sormamız gereken soru şu olabilir: Gerçekten birbirimizi anlıyor muyuz, yoksa sadece yan yana mı duruyoruz?
Çünkü bazen en derin yalnızlık, en gürültülü yerlerde saklanır.
Sosyolog
Ebru DURAN
Psikolojik Danışman
Miraç BAYER
Sosyolog Ebru Duran ve Psikolojik Danışman Miraç Bayer’in konu ile ilgili yayınını linke tıklayıp izleyebilirsiniz… https://youtu.be/U2KAjujN-_U?si=6HDRh6Yb-JORljh
