Değerli dostlar;
Bugün, insanları diğer canlılardan ayrı kılan, insanı gerçekten insan yapan bir değerden bahsetmek istiyorum: Ahlak.
Ahlak, insanın içine bırakılmış ince bir sızı gibidir. Varlığı çoğu zaman fark edilmez; ancak yokluğu derin bir boşluk bırakır. Kalabalıkların arasında yürürken bile insanı yalnız yakalayan o iç ses, en çok sustuğumuz anlarda konuşur. Çünkü ahlak bağırmaz; fısıldar.
Bir akşamüstü gökyüzüne bakarken içinden geçen o kısa tereddüt, birine söyleyip söylememekte kararsız kaldığın o doğru söz, kimsenin görmeyeceğini bildiğin hâlde vazgeçtiğin küçük bir yanlış…
İşte hepsi, o görünmeyen terazinin parçalarıdır.
İnsan, çoğu zaman büyük kararlarla değil; işte bu küçük anlarla şekillenir. Çünkü karakterimizi asıl belirleyen, herkesin önünde verdiğimiz büyük sözlerden ziyade, kimsenin görmediği anlarda yaptığımız seçimlerdir.
Dünya hızla döner, değerler değişir, doğrular esner. Ama insanın içinde değişmemesi gereken bir şey vardır: Kendine verdiği söz.
O söz tutulduğunda içimizde bir ferahlık doğar. Tutulmadığında ise adı konulmamış bir ağırlık çöker omuzlarımıza. Belki de ahlak dediğimiz şey, tam olarak bu ağırlığı hissedebilmek ve doğru olanı seçebilmektir.
Çünkü ahlak, başkalarına gösterdiğimiz yüz değil; kimsenin görmediği yerde kim olduğumuzdur.
İnsan, eninde sonunda kendinden kaçamaz. Ne kadar kalabalıkların içinde yaşarsak yaşayalım, günün sonunda kendimizle baş başa kalırız. İşte o zaman ne makamın, ne paranın, ne de insanların hakkımızda söylediklerinin bir önemi kalır.
Geriye yalnızca vicdanımız ve kendimize sorduğumuz o soru kalır:
“Kendinle baş başa kaldığında, kendi gözlerinin içine bakabiliyor musun?”
Eğer cevabımız “evet” ise, işte o zaman ne mutlu bizlere.
Kalın sağlıcakla.

